Haftasonu Eziyeti

30 Ağustos 2012 ile admin

Haftasonu Eziyeti

Her haftasonu bir alışveriş merkezine gitmenin adet olduğu günümüzde, ne eziyetler yaşıyoruz hiç düşündünüz mü? Önce adet yerini bulsun diye bir iki alışveriş yapmakla işe başlıyoruz. Hiçbir şey almayacak olsak bile adet bu ya, en azından tüm alışveriş merkezini dolaşıyoruz. Es keza bir de beğendiğiniz bir şey bulursanız, işte o zaman başlıyor haftasonu işkenceniz… Ürünü denemeye karar veriyorsunuz ama kabinler önünde bir kuyruk sormayın gitsin, sanki her şeyi bedava veriyorlar. Kimse sesini çıkarmadan sıraya giriyor. Niye? Sözde medeniyiz, yok kardeşim aslında düpedüz keriziz. Parası ile ürün alacağım, denemek için niye kuyruk beklemek zorundayım ki? Adam 1.000 m2 mağazasında her türlü ürünü sunmaya çalışıyor ama sadece 4 ya da 6 adet soyunma kabini yaptırıyor. O anda dükkanda 200 kişinin olması umurunda değil, pardon olması önemli ama sıra beklemeleri umurunda değil… Ben böyle bir durum ile karşılaştığımda, beğendiğim tüm ürünleri elime alıp kasaya gidiyorum ve “bunların hepsini alacaktım ama soyunma kabinleriniz müsait olmadığı için birini bile almıyorum” deyip, mağazadan çıkıyorum. Bazı şeyleri bazılarının anlaması için bu yöntem en kolayı.  Bu tavrı sadece benim göstermem onlar için pek bir şey ifade etmeyebilir hatta arkamdan gülebilirler de… Oysa, aynı net tavrı günde 5-10 kişi gösterse, hemen bir düzeltici çalışma içine girebilirler. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim; geçen haftasonu bu hareketi yapmak istediğim büyük bir mağazada, kasadaki 14 kişilik sırayı görünce ”pes artık!” dedim ve elimdeki her şeyi olduğu yere bırakıp mağazadan çıktım.

Alışveriş merkezindesiniz ya, yanınızda eğer çocuğunuz varsa muhakkak bir oyuncak mağazasına da girmek zorunda kalıyorsunuz. Eee ne olmuş dediğinizi duyar gibiyim çocuk sahibi olmayanlar, ebeveyn olunca şimdi yazacaklarıma eminim siz de katılacaksınız. Evde her ne kadar çocuğunuz ile bu hafta bir şey almayacağınız konusunda anlaşmış bile olsanız, oyuncak mağazasını gören çocuğunuz, sadece bakacağım deyip içeri bir girdimi yandığınızın resmidir. Artık bir oyuncak almadan onu oradan çıkarmak pek mümkün olmayacaktır. Aslında esas sorun çocuğu oradan çıkarmak da değil. Sorun; avuç içi kadar olmayan oyuncakların, patent yasası adı altında 25-300 TL arasında satılması ve çocuğunu kırmamak adına ebeveynlerin bunları sorgusuz sualsiz alması…

Evet, sıra geldi gitmeden yemek yemeye. Genelde en üst katta bulunan yemek yerlerindeki keşmekeşi anlatmazsam, haftasonu eziyetinde ciddi bir eksiklik olur. Değişiklik olsun diye ev yemeği yemeyip fast-food ürünlere yönelirseniz, başka bir eziyete daha bulaşmak üzeresinizdir. Fast-food kelimesinin dilimizdeki karşılığı olan; kısa sürede hazırlanmış ve hızlı bir şekilde servis edilen yiyecek, tanımlamasına inanıp da sakın meşhur bir veya birkaç fast-food markasının önüne gideyim demeyin çünkü mağazalardaki aynı sorun burada da var. Uzunca bir kuyruk… Ya kardeşim, ya ben bu parayı çok zor kazanıyorum, ya da millet benden çok çok daha fazla kazanıyor ve harcamayı da seviyor !!! Hangisi bilmiyorum ama hizmet sektöründen çalışan biri olarak ben de, herşeyden önce müşteri memnuniyetine önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Haydi önünüzdeki bu uzun kuyruğu göze alıp sıraya girdiniz diyelim, kasaya gelip sipariş vermek istediğinizde, yaşı en fazla 15-16 olan bir genç buyurun diyor ve siz isteklerinizi sıraladığınızda size yetişmekte zorlanıyor. Sonra vermiş olduğunuz siparişi tekrarlıyor ama yalan yanlış. İçinizden, bu yaştaki çocukları çalıştıran firmaların, bu çocukların gelişimine nasıl bir katkısı olduklarını düşünmeden edemiyorsunuz. Hele birde bu arkadaşlar işe yeni başlamışlarsa (ki genelde bu tür arkadaşlar hep bana denk geliyor) genelde kasaya yanlış kayıt girerler sonra da düzeltmek için kendilerinden en fazla 1-2 yaş büyük yetkilisini çağırırlar. Alın size başlar başka bir işkence daha… Hadi size acemi eleman düşmeyecek kadar şanslısınız diyelim, o zaman da yorgun ya da eli en ağır olan eleman gelecek ve nedense yanınızdaki kuyrukta 5. sırada olan bir başka müşteri çoktan siparişini alıp gitmişken siz hala bekliyor olacaksınız…

Binbir işkenceyle yemeğinizi alıp yedikten sonra bugünlük kurtuldum diye düşünmeyin sakın. Bu sefer de eşiniz “gelmişken bir de markete uğrayalım” diyecek ve sizin için yeni bir eziyet daha başlamış olacak… Markette zorla size bir şey tattırmak isteyenler mi dersiniz, yoksa 500 arabanın içinde tekerleği adam gibi dönmeyen tek arabayı bulup almak mı? İlgili ilgisiz birçok şeyi aldıktan sonra kasaya geldiğinizde yine aynı tablo ama bu sefer durum biraz farklı çünkü bu seferki yoğunluğun nedeni, 30 tane kasa olmasına rağmen haftasonu gibi en yoğun olunan bir zamanda sadece 10 kasanın açık olması. Bunun mantığı nedir bilmiyorum hatta bilmek dahi istemiyorum..

Alışverişi yaptık sıra geldi alışveriş merkezinden çıkmaya. İşte bu noktada da bir sorun sizi bekliyor; otoparka alışveriş arabanızla inecek bir yol yok! Ya kardeşim, madem bu alışveriş arabalarını sadece asansör ile indirteceksiniz niye koca alışveriş merkezine sadece minnacıcık 5-10 tane asansör koyuyorsunuzki? Ben bu arabayı burada bırakırım içindekileri alır çıkarım diyorsanız eğer avmler bunu da çözdüler; arabalara ancak 1 TL takarak yerlerinden çıkarabiliyorsunuz. Bu kadar da kerizlik olmaz kardeşim, ben zaten tüm gün bu alışveriş merkezine para dökmüşüm, bir de üstüne niye 1 TL mi alışveriş arabasında bırakayım diyorsunuz ve birden o 1TL sizin için 1.000 TL den daha değerli oluyor ve o 1 TL almadan alış veriş merkezinden çıkmak istemiyorsunuz…

Ve finalde; günde 1.000 kişi bu arabalara para bıraksa, toplamda 1.000 TL yapar gibi abuk subuk hesaplama işlemleri içinde arabanızı buluyor ve derin düşünceler içinde evinizin yolunu tutuyorsunuz….